Anasayfa / Günün Haberleri / Mavi Vatan’a Milli Park Kalkanı: Türkiye tarihinde ilk kez Deniz Milli Parkı ilan edildi

Mavi Vatan’a Milli Park Kalkanı: Türkiye tarihinde ilk kez Deniz Milli Parkı ilan edildi



Türkiye, tarihinde ilk defa denizde Milli Park Alanları ilan edildi. Üç park için Fethiye-Kaş ve Kuzey Ege seçilip Ege ile Akdeniz’de stratejik bir adım atıldı. Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi Müdürü Mustafa Başkara ilanın önemini Habertürk’e anlattı.

“DENİZ MİLLİ PARK” İLANLARI NEDEN ÖNEMLİ?

Başkara, “Türkiye tarihinde bir ilke imza atarak Mavi Vatan’daki egemenlik hakları doğrultusunda önemli bir adım attı. 16 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanan kararla Muğla- Fethiye ile Antalya-Kaş açıklarında yer alan deniz alanı ile Kuzey Ege’de sınırları belirlenen saha, “Deniz Milli Parkı” olarak ilan edildi. Türkiye’de mevcut durumda 50 farklı milli park bulunuyor ancak Milli Park Kanunu çerçevesinde ilk kez “deniz milli parkı” ilan edilmiş oldu. Bu girizgahın ardından kararın önemine işaret ederek gelen tepkileri aktarmaya çalışalım.” dedi.

ADIM ADIM İNŞA EDİLEN MAVİ VATAN MİMARİSİ

Türkiye son yıllarda attığı adımlarla Doğu Akdeniz ve Ege’deki ihtilaflı konulara hukuki bir çerçeve kazandırmak çabalarını bilimsel bir zemine oturtuyor. Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım 2019’da imzalanan Akdeniz’de “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması” bu arayış silsilesinin en baş adımıydı. Akdeniz’de İsrail- Yunanistan- Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yakınlaşmasının da son dönemde ivme kazanmasıyla Türkiye bölgedeki yasal arayışlarını daha yapısal metodolojiyle çerçeveliyor.

Türkiye 16 Nisan 2025 tarihinde UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu (IOC) nezdinde “Deniz Mekansal Planlama haritasını” kayıt altına aldı. Deniz Mekânsal Planlama haritasındaki proje uygulama alanları, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını doğrudan yansıtmıyor. Türkiye ve Yunanistan arasında bir deniz sınırı anlaşması sağlanana kadar, Deniz Mekânsal Planlama haritasında Ege Denizi’nde kara sularının ötesindeki deniz yetki alanları, iki ülkenin ana karaları arasındaki ortay hat çizilerek gösteriliyor. Şimdi bu haritanın referansıyla ihtilaflı konuların çözülmesi için yeni irade konmuş oldu. Deniz Milli Parkı, doğal değerleri nedeniyle korunması gereken bir deniz alanının Milli Park statüsüne alınması anlamına geliyor. Burada amaç deniz ekosisteminin korunmasıyla bölgedeki faaliyetlerin belirlenen koruma ve kullanım esaslarına göre yürütülmesi olarak belirleniyor.

Başkara, konuyu farklı boyutlarıyla ele aldı. Başkara, “Bu alanlar denizlerdeki biyoçeşitliliğin korunması ve bu korunan alanlardaki bütün faaliyetlerin regüle edilmiş haliyle süreçlerin daha sağlıklı yönetilmesi amacını taşıyor. Böylelikle özel tedbirler alınabilecek. 24 bin kilometrekareye tekabül eden yeni alanlarla Türkiye’nin uluslararası anlamda deniz çevresini korunmasını verdiği önemi bir kez daha ortaya koyduğuna işaret ediyor. Başkara, “Deniz milli parkı ilan edilen alanlarda uluslararası kriterlere göre korunmaya muhtaç olan türler var. Akdeniz foku dediğimiz nesli tükenmekte olan bir tür bu alanlarda yaşıyor. Bunun korunması bir yükümlülük. Yine deniz memelileriyle ilgili canlılara baktığımızda uluslararası doğa koruma vakfı kriterlerine uygun bir şekilde bu alanlar belirlendi ve bu alanlarla ilgili kararlar ve süreç yönetimleri Tarım Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne diğer bakanlıklarla eşgüdüm içerisinde yönetilmek üzere verildi.” ifadelerini kullandı.

YUNANİSTAN’DAN “DENİZ MİLLİ PARKI” TEPKİSİ

Konunun şüphesiz ki bir başka önemli boyutu da komşu Yunanistan’ın son yıllardaki “Ege Sorununa” ilişkin yaklaşımları oldu. Adaların silahlanma politikası, İsrail ile geliştirilen ittifakın görünürlüğü gibi somut gözlem menzilindeki eylemlerin yanı sıra Yunanistan geçtiğimiz yıl içerisinde 2 farklı noktada deniz milli parkı ilanında bulunmuştu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı konuya tepki göstermiş, 21 Temmuz 2025’te yapılan açıklamada şu ifadeler yer almıştı:

“Yunanistan tarafından, biri Ege Denizi’nde diğeri İyon Denizi’nde olmak üzere iki Deniz Parkı 21 Temmuz 2025 tarihinde ilan edilmiştir. Yunanistan’ın bu girişimi geçtiğimiz yıl duyurmasının hemen ardından Bakanlığımızca 9 Nisan 2024 tarihinde yayımlanan açıklamada, Ege Denizi’nde ilan edilecek Deniz Parkları’nın iki ülke arasında birbiriyle bağlantılı Ege sorunları bağlamında, aidiyeti uluslararası antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş coğrafi formasyonlar dahil, hukuki açıdan hiçbir sonuç doğurmayacağı yinelenmişti. Söz konusu açıklamamızda kayıtlı hususlar bugün de geçerliliğini korumaktadır. Ege ve Akdeniz gibi kapalı ya da yarı kapalı denizlerde tek taraflı tasarruflardan kaçınılması gerekmektedir. Uluslararası deniz hukuku, söz konusu denizlerde kıyıdaş devletler arasında çevre konuları dahil iş birliğini teşvik etmektedir. Bu bağlamda, ülkemizin Ege Denizi’nde bir kıyıdaş olarak Yunanistan’la iş birliğine her zaman hazır olduğunu hatırlatmak isteriz.”

Bu açıklamalar geçen yıla aitti, güncel panoramada Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından elde ettiğimiz bilgiye göre Yunanistan’ın 2025 yılında ilan ettiği deniz parkları uluslararası hukuk açısından uygun değil. Bu karar uluslararası antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların statüsü dahil olmak üzere, birbiriyle bağlantılı Ege sorunları bağlamında, Türkiye için herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacak. Türkiye’nin deniz milli parkı ilanı sonrasında da Yunanistan tarafından yine eleştirel mesajlar geldi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı 16 Ağustos’ta yayımladığı açıklamada, Türkiye’nin deniz milli parkı ilanının Türk karasularının ötesine uzandığı iddiasında bulundu. Türkiye’nin kararını “yasadışı” olarak niteleyen Yunanistan kendi iddialarının meşru zeminde olduğunu iddia etti.

Ancak Türkiye’nin duruşu bu konuda net ve açık. Dışişleri Bakanlığı’nın 21 Temmuz 2025’teki açıklamasında yer alan “Türkiye de deniz alanlarında çevreyi korumaya matuf projelerini önümüzdeki günlerde ilan edecektir.” cümlesi de ete kemiğe dönüştü. Türkiye adımını attı, hakkaniyetli bir diyalog için de çağrısını yaparak uluslararası hukuku gözeteceğini net bir şekilde masaya koydu. Üstelik Kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapacak olan Türkiye bu kararla deniz ekosistemine verdiği önemin de altını çizmiş oldu.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir