
Deneme ustası, bilge insan Vedat Günyol’la İstanbul Cevizlideki evinde görüşmüştüm. Güneşli bir sonbahar günüydü. Eylül 2003’ün son günleri olmalı… Yelekli bir takım elbise giymişti, kravatı yoktu. Yazılarından tek bir kırmızı kravatı olduğunu öğrendiğimde şaşırmıştım; temiz ve özenli giyinmekten yana ama bunun gereğinden fazla zaman almasına, özentiye dönüşmesine karşıydı. Onunla mobilyası; kitaplıklar, masa, sandalyelerden oluşan, bol kitap, hem de birçoğu yakın tarihli, çok sayıda dost fotoğrafının, ödül anmasının (plaketinin) bulunduğu salonunda konuştuk.
İlk dikkatimi çeken özelliği güler yüzlülüğü olmuştu. Sevgili şairimiz Cemal Süreya: “İçindeki aydınlığı karşısındakine yalnız yansıtmakla kalmaz, kendininkinin bir eşini de hemen yaratır onda” derken çok haklı… Birbirini anlayan, seven kırk yıllık iki dost gibi söyleştik. Ben onu kitaplarından tanıyorum; bu nedenle sayıyor seviyorum. O da sevgi yüklü hoşgörüsünü benden esirgemiyor.
İNSAN SEVGİYLE VARDIR
Vedat Günyol bir sevgi ve dostluk adamıydı. Hep sevgiyle yüklü bir saygıdan söz ederdi. Yalnızca saygı değil. Bence de tek başına saygı, sevgiyle yüklü bir saygı kadar değerli değil. Ona göre insan insanlarla birlikte ve sevgiyle vardır: “Sevgi olmayınca insan, insan olarak yok demektir. Seviyorum ya da seviliyorum, öyleyse varım, diyebilmektir gerçekten var olmanın özü, içeriği, anlamı.”
“Ne diyor Âşık Veysel? ‘Güzelliğin on para etmez, şu bendeki aşk olmasa.’ Gerçekten de aşk olmasa hiç kimse var sayılamaz.”
“Asturias, Yeşil Papa adlı yapıtının bir yerinde şöyle diyor. ‘Seni var sanan insanlara karşı hiçbir ilgi duymuyorsan uzaksın. Sevdiğini ve seni seven insanları çevrende bulamıyorsan, yoksun sen.’ (Leyle Gürsel çevirisi)”
“Bu yoğun bir yaşamın deneyimlerinden geçmiş, bir büyük şairin sözleri yıllardır beni etkisinde tutuyor.”
DOSTLUK BİR MUTLULUKTUR
Günyol, seven, sevilen bir insan olarak mutlu olduğunu belirtiyor. Fransa’da hukuk doktorası yaptığı, hukukçu olarak çok daha fazla kazanma olanağı olduğu halde bu seçeneği hiç düşünmemiş. “Mutlu insan, gözü maddesel değerlerde olmayan insandır,” diyor. “Dostluktan, yani sevgiden başka, insanın övüneceği ne var ki? Dostluk bir mutluluktur, insanı onurlandıran bir mutluluk. André Gide: ‘Mutluluğun elde etmekle değil, vermekle olduğunu anladığımız anda, başkalarını mutlu kılarak kendimizi daha mutlu, daha sevinçli kılmış oluruz’ derken sevginin, dostluğun özveriden kaynaklandığını anlatmak istiyor.”
Selim İleri de sevginin paylaşmak olduğunu söyler. Cemal Süreya’ya göre, gerçek sevgi mutsuzluğu da paylaşmaya gönüllü olmaktır:
“Kim istemez mutlu olmayı
Mutsuzluğa da var mısın?”
Neşet Ertaş, bir türküsünde Günyol’a benzer biçimde sesleniyor:
“Sevgi her şeyden ezeldir
Sevgi her şeyi düzeltir,”
Türkü demişken Ruhi Su’nun hümanizm felsefesini neredeyse dizelerle anlatan türküsünü anımsamamak olmaz. Bilindiği gibi hümanizm, insanı temel alır. İnsanın ne olduğuna, yeryüzündeki yerine ve anlamına yanıt arar. O güzel türkünün sözleri şöyle:
“Benim Kâbe’m insandır
Kuran da kurtaran da
İnsanoğlu insandır
Benim Kâbe’m sevidir
Kuran da kurtaran da
Sevili insanlardır
Benim Kâbe’m emektir
Kuran da kurtaran da
Emekçi insanlardır
Benim Kâbe’m dünyadır
Kuran da kurtaran da
Dünyayı insanlardır.”
MUHABBET BİR EKİNDİ
Vedat Günyol, Sabahattin Eyuboğlu’nun düzenlediği “Mavi gezilerde” ya da “Pazartesi toplantılarında” Âşık Veysel’le, Ruhi Su’yla birlikte hep bir ağızdan türküler söylediklerini anlatıyor. “Ortak türküler engin söylenirdi ve gönüllerimiz enginleşerek açılırdı birbirimize, halk ozanlarının sıcak dizelerinde. Muhabbet bir ekindi bizim için, ekip yeşertilmesi gereken.”
Sevgi emektir denir. Dostluk da emeği ve paylaşmayı gerektiriyor. İnsan olmak da öyle… Paylaşılan şey türkü de olabilir, acı ya da sevinç de olabilir. Bu konudaki son sözün en güzelini Vedat Günyol söyleyebilir: “Sözün kısası sevgi olmazsa yoktur insan. Kimseden sevgi beklemem diyen, birlikte söylenen türkülerden hoşlanmam diyen sanatçı, istediği kadar ünlü olsun insan sıcaklığına yabancı kalacaktır. Kalıyor da.”
HÜMANİST ANLAYIŞ, BİR RÜZGÂR GİBİ GELDİ GEÇTİ…
Eylül 2003’deki görüşmemizde Günyol’a, “İnsan, insan olarak doğmuyor, oluşturuluyor, yani eğitiliyor, daha doğrusu yönlendiriliyor” ve Sabahattin Eyuboğlu’nun “Eğitim bilgiç değil, insan yetiştirmeli” sözlerini anımsatarak; “İnsanın yetiştirilmesinde hümanist kültürün rolü nedir,” diye sormuştum. Söze, güzel bir tanımla başlamıştı: “Hümanizma insanı ve insansal değerleri, tüm öteki değerlerden üstün gören felsefe anlayışı; insanı insan olarak gören, insana saygı duyan bir anlayış. Son zamanlarda ne yazık ki liselerde bile felsefe dersi yok. Ancak imam kültürü yerleşti. Hümanist anlayış, bir rüzgâr gibi geldi geçti… Orhan Burian’dan başlayarak… Bu anlayışın yaygınlaşması çabalarına, Behice Boran da katıldı. Sabahattin Eyuboğlu, Azra Erhat biz aynı okuldan gelmeyiz. Bu akım, o zamanın genç aydınlarını, şairlerini etkiledi ama uzun ömürlü olmadı. Kalktı gitti ama tortusu kaldı. İnsanım diyen, Atatürkçü düşünceye bağlı, iyi yetişmiş, hümanist pek çok insan var. Bence bunların çoğu da Köy Enstitülerinde yetişmişlerdir. Köy Enstitülerinin kapatılması Türkiye’ye büyük bir kötülük oldu, çok büyük bir kötülük oldu. Kapatılma, bilinçli bir hareketti, hem de CHP’li Reşat Şemsettin’den başladı. Atatürk’ün talihsizliği…”
BİLİM VE AKIL
Bir duygu adamı olmasına karşın akıl ve bilime olan inancında da çok katıdır Vedat Günyol. Seçimlerinde ya da değerlendirmelerinde duygusal değildir. Akılcıdır. Denemelerinde hep aklı kullanma cesaretine sahip olmayı önerir. “Akıl işe karıştı mı kör inançlar uçup gider” der ama bu sözünün gerçeği tam olarak yansıtmadığını da en iyi kendisi bilir. Aklın kullanılmasının önünde pek çok engel vardır. Ayrıca aklın kullanılması söylendiği gibi kolay bir şey değildir. Köklü bir anlayış değişimini, bilimsel bir eğitimi gerektirir. Bu nedenle sözünü şöyle sürdürür: “Gider mi, sahiden? Ne münasebet, gitmez. Tüm dünyada, akıl denen o cevher, hâlâ ve hâlâ ikinci planda, varla yok arası bir durumda Ben 18 yaşımdan beri aklımın önderliğinde, olup bitenleri eleştirel bir kafa yapısı ile gözden geçirme yolunda çetin bir sınava giriştim. Sonunda, aklımın ermediği hiçbir inanışa kapımı açmaz oldum”
İki artı iki, dört eder gibi insanı görmeyen, sezgileri dikkate almayan katı bir akılcılık değildir Günyol’un anlayışı… Hep kafa ile gönlün birlikteliğinden söz eder. Ahmet Ümit’in anlatımıyla: “Onun yaşama bakışında kuşkuculukla hoşgörü aynı değer katında yer alır. Dine, dogmatik düşüncelere karşı aklı öne çıkarır. Ama aklın insanı boğmasına, yaşamın yalnızca gelişmeye indirgenmesine de karşı çıkar. Güzel insan yalnızca akıllı insan değildir. Aklıyla, duygularını, güdülerini barıştırmış insandır.”
EINSTEIN, GOETHE VE SEZGİNİN GÜCÜ
Sezginin bilim alanındaki önemine dikkat çeker Günyol, Goethe’ye ilişkin yazısında. Uzun yaşamı sonunda Goethe, zamanın durmayan akışı içinde, “Sonsuz ve değişmez olanın bilincine varmakta” olduğunu yazıyor. “Goethe, bu bilinçle, doğanın evren kapsamı içindeki akıl almaz gizini şöyle açıklıyor: ‘Çözümlenmiş her problem karşımıza çözümlenmesi gereken yeni bir problem çıkarıyor”
Günyol, çözülen her problemin yeni bir probleme kapı aralamasının yaşamın gizemi ve aynı zamanda bilimin ilerleyişi olmasına dikkat çekiyor: “Burada, yirminci yüzyılın en büyük bilim adamlarından Einstein ile Goethe arasında evrene bakış açısından büyük bir yakınlıkla karşılaşıyoruz. Bilindiği gibi Einstein için evren, sonu gelmez gizlerle doludur. Bir giz perdesi kalkınca, karşımıza bir başka, bir başka, sonsuza dek süren başka başka giz perdeleri çıkmaktadır. Einstein’in bir bilim adamı olarak vardığı sonuca, Goethe, bir şair olarak sezgisiyle varmaktadır. Sezginin bilime öncülük etmesi günümüzün yadsınamaz gerçeğidir.” Yaşam mücadeledir ya da mücadele bitince yaşam da biter denir. Sanırım bu sözle de benzer bir anlayış dile getiriliyor.
Ömer Hayyam da bir rubaisinde şöyle sesleniyor:
“Bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!
Bir ışık daha var, bu ışıklardan başka.
Hiçbir yaptığınla yetinme, geç öteye:
Bir şey daha var, bütün yapıtlardan başka.”
Son söz: üretken ve mutlu olmanın gizemli formülünü Günyol’dan öğrendiğimi söyleyebilirim. Merak eden olabilir, formülü vereyim: Sevmekten, okumaktan ve çalışmaktan vazgeçmemek… Şakadan hoşlanmak, dostlarla ve özellikle de gençlerle birlikte olmak. Sezgilere kulak vermek… İleri yaşlarda da yaşlı başlı bir insanın ruh haletine girmemek…
Odatv.com




