Haftanın Konseri: Candle Experience – Premium Concert
İstanbul’un en keyifli yanlarından biri modern zamanı yaşarken tarihe yolculuk yapabilmek. Belki de bu kadim şehri diğerlerinden ayıran en müstesna özelliği bu. 1858 yılında Kırım savaşının hatırasını yaşatmak için inşa edilen, asırlara meydan okuyan bir yapının içinde klasik müziğin en seçkin eserlerini dinlemek, gündelik koşturmalardan sıyrılıp zamanın ritmini yakalayabilmek.
İşte Candle Experience – Premium Concert Series, tam da bu hissiyatı yaşatıyor. Galata’nın simge yapılarından Kırım Kilisesi’nde düzenlenen konser, yüzlerce mumun loş ışığında dinleyicisini klasik müziğin dünyasıyla buluşturuyor.
Konser programında Mozart, Bach, Vivaldi ve Chopin gibi klasik müziğin büyük bestecilerin eserleri yaylı çalgılar ve piyano eşliğinde icra ederken, geniş repertuvarı da dinleyiciye bambaşka bir tecrübe sunuyor.

Haftanın Tiyatrosu: Mahşer-i Cümbüş
Tiyatroda aynı oyunu ikinci kez izleyebilirsiniz ama Mahşer-i Cümbüş’te aynı oyunu ikinci kez izleyemezsiniz.
2001 yılından bu yana Türkiye’de modern doğaçlama tiyatrosunun öncülerinden olan ekip, bir metne bağlı kalmadan salondan gelen önerilerle yola çıkıyor. Karakterler, olay örgüsü ve diyaloglar o ana ve seyirciye özgü şekilleniyor bu da tekrar edilmesi mümkün olmayan gösteriye dönüşüyor.
Doğaçlama, Türk kültüründe de köklü bir yere sahip. Âşık atışmalarından meddah geleneğine, Karagöz ve Hacivat’ın karşılıklı atışmalarına kadar uzanan bu anlık hazırcevaplık seyirci ile buluşunca hem oyunu canlı ve samimi kılıyor hem de seyircileri yazar ve başrol yapıyor.
Mahşer-i Cümbüş, işte bu köklü mirası bugünün modern sahnesine taşıyan en güçlü köprülerden biri. Eskinin meddahı hikâyesini o an halkın tepkisine göre şekillendirirdi, Karagöz ve Hacivat perdede seyircinin nabzına göre sözü uzatır ya da kısaltırdı bugün Mahşer-i Cümbüş sahnesinde izlediğimiz şey de tam olarak bu ruhun 21. yüzyıl versiyonu. Aynı sahne, aynı oyuncular, aynı salon bambaşka bir hikaye.

Haftanın Filmi: Hayvan Çiftliği
“Kimsenin düşüncelerini söylemeye cesaret edemediği bir devir gelmişti.”
“Özgürlüklerini savunamayanların ödedikleri bedel ağırdır.”
George Orwell’in 1945 yılında yayınladığı eseri, Hayvan Çiftliği; totaliterliğin, iktidar hırsının, güç zehirlenmesinin zaman içerisinde nasıl yozlaştırıcı etkiye dönüşebileceğini çarpıcı bir dille anlattığı bu eseri şimdi animasyon sinemasının diliyle izleyici karşısına çıkıyor.
İnsanlar tarafından yönetilen çiftliğin, bir gece ansızın hayvanlar tarafından ele geçirilmesiyle olay örgüsü başlıyor. Yönetim ilk sosyalist devrim ile başlıyor. Başlangıçta tüm hayvanların eşit olduğu, adil bir yönetim şekli benimseniyor fakat zaman içerisinde iktidarın eşitlik anlayışı evriliyor ve “herkes eşittir ama bazıları daha eşittir” anlayışı ortaya çıkıyor.
Devrimle birlikte değişen yalnızca yönetim değil, zamanla özgürlük hayali baskı düzenine dönüşüyor ve sorgulamayan-sorgulayaman bir toplum içerisinde iktidar giderek daha güçlü hale geliyor.
Hayvan Çiftliği, daha modern ve aileye hitap eden versiyonuyla vizyona giriş yaptı. Kitapta ki karanlık alegori, sinema perdesinde daha renkli, aileye hitap eden forma bürünüyor. Ama özü aynı: İktidar değişse de, hırs değişmiyor.

Haftanın Sergisi: Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası
Türk sanat tarihinde yeri doldurulamayacak sanatçılarımızdan biri olan Semiha Berksoy, sanatın tek bir dalıyla yetinmeyip ressamlığıyla da kendini sanata adamış, iz bırakan sanatçılarımızdan.
Cumhuriyet döneminin ilk kadın opera sanatçılarından biri olan Berksoy, müzikten tiyatroya, resimden sahne sanatlarına uzanan çok yönlü sanat yolculuğunda kendine özgü tarzıyla yer edindi. 1934 yılında Ahmed Adnan Saygun’un bestelediği Özsoy operasında ki performansıyla da büyük beğeni topladı ve ebedi başkomutanımız Gazi Mustafa Atatürk’ün takdirini kazanan sanatçılarından biri oldu.
Bugün İstanbul Modern’de yer alan “Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisi, sanatçının yalnızca eserlerini, tutkusunu, hayal dünyasını değil sanatla kurduğu çok yönlü ilişkisi de izleyici ile buluşuyor.






