Anasayfa / Günün Haberleri / Meclis çözüm için adım atarken konuşulmayan mesele: Zihinlerdeki son cephe | Soner Yalçın

Meclis çözüm için adım atarken konuşulmayan mesele: Zihinlerdeki son cephe | Soner Yalçın



Türkiye’nin bir numaralı gündemi PKK ile yürütülen yeni çözüm süreci…

Televizyon ekranlarında, gazetelerde ve sosyal medyada aynı başlıklar tartışılıyor:

-Hangi maddeler yasalaşacak?

-Silah bırakma süreci nasıl işleyecek?

-İnfaz sistemi nasıl değişecek?

-Sürecin siyasi sonuçları ne olacak?

Herkes hukuki ve siyasi ayrıntıları konuşuyor…

Tüm bu tartışmaların arasında dikkat çekici bir sessizlik var: En zor mesele hiç yokmuş gibi davranılıyor!

Çözüm süreçlerinin kaderini çoğu zaman yasalar değil, toplumun ruh hali belirler… Esas konu budur…

Kırk yılı aşkın bir çatışmanın ardından sadece silahların susması yetmez, insanların zihninde yer etmiş korkuların, öfkelerin, önyargıların ve karşılıklı güvensizliğin dönüşmesi gerekir…

Bir kanun maddesi çıkarabilirsiniz, yeni kurumlar oluşturabilirsiniz, siyasi mutabakat sağlayabilirsiniz. Ama hiçbir yasa, toplumun hafızasını bir gecede değiştiremez…

Türkiye’nin cevap araması gereken en önemli soru budur:

-Devlet bu süreci yönetebilir peki ya toplum; yeni döneme psikolojik olarak nasıl hazırlanacak?

Dünyada uzun yıllar süren silahlı çatışmaların ardından başlayan hemen her barış sürecinde benzer sorun yaşandı:

-Devletler hukuki düzenlemeleri görece kısa sürede yaptı fakat toplumlara yerleşmiş düşman algılarını değiştirmek yıllar aldı. Çünkü:

Savaşlar cephede sona erer ancak insanların zihninde yaşamaya devam eder…

TOPLUMUN ZİHNİ NASIL DEĞİŞİR

Uzun yıllar süren silahlı çatışmaların ardından toplumların nasıl yeniden birlikte yaşayabileceği sorusu, sadece siyaset bilimcilerin değil, sosyal psikologların da en çok araştırdığı konular arasında yer alıyor…

Bu alanda çok atıf yapılan Daniel Bar-Tal’in çalışmalarını sadece masa başında teorik bilgiler üzerine kurmuş akademisyen değil…

İsrail-Filistin çatışmasının içinde yaşamış, uzun yıllardır bu çatışmanın her iki toplum üzerindeki psikolojik etkilerini inceleyen sosyal psikolog…

Bar-Tal’a göre uzun süreli çatışmalar sadece can kayıplarına yol açmaz, zamanla toplumların ortak hafızasını, kimlik algısını ve karşı tarafı değerlendirme biçimini de yeniden şekillendirir…

Bar-Tal bu durumu “çatışma kültürü” kavramıyla açıklar. Ona göre yıllarca süren şiddet ortamı, toplumlarda kalıcı psikolojik iklim oluşturur. İnsanlar yalnızca geçmişte yaşadıkları acıları hatırlamaz, bugünkü gelişmeleri de o acıların oluşturduğu zihinsel çerçeve içinde yorumlar…

Böyle dönemlerde güven duygusu zayıflar, karşı taraf hakkında yerleşmiş kalıplar güçlenir ve en küçük gelişme bile eski korkuları yeniden canlandırır…

Bu nedenle Bar-Tal, kalıcı çözümün yalnızca siyasi anlaşmalarla sağlanamayacağını savunuyor. Asıl mesele, toplumların yıllar içinde oluşmuş çatışma psikolojisini yavaş yavaş geride bırakabilmesi. Bu da daha uzun, sabır isteyen toplumsal süreç gerektiriyor…

Bar-Tal’ın ulaştığı sonuç, barış ve uzlaşma alanının önde gelen isimleri John Paul Lederach ile Herbert Kelman tarafından farklı çalışmalarla desteklendi. Ortak vurguları şu:

Kalıcı barış salt siyasi iradeyle değil, toplumun psikolojik dönüşümüyle mümkündür….

TOPLUM NASIL İKNA OLUR

Toplum, yıllarca süren çatışmanın ardından yeni döneme nasıl hazırlanır?

Sorunun yanıtı için sosyal psikolojinin önemli isimlerinden Gordon Allport’a ihtiyacımız var…

Allport’un yayınladığı The Nature of Prejudice adlı eserinde geliştirdiği “Temas Hipotezi” önyargıların, siyasi söylemlerle ya da devletin yaptığı açıklamalarla ortadan kalkmayacağını ortaya koydu.

Ona göre insanlar, karşı tarafı yıllarca çatışmalar, acılar ve korkular üzerinden tanıdığında, zihinlerinde kalıcı kalıplar oluşur. Bu kalıpları değiştirecek olan ise propaganda değil, güvene dayalı yeni toplumsal deneyimdir…

Allport’un özellikle altını çizdiği önemli nokta şudur: “Her temas barış üretmez.”

Güvenin olmadığı, adalet duygusunun zedelendiği ve samimiyetin sorgulandığı ortamlarda kurulan temas, uzlaşmayı güçlendirmek yerine kuşkuları daha derinleştirir. Çözüm süreçlerinin başarısı siyasi iradeye değil, sürecin adil yürütüldüğüne ve ortak geleceğin gerçekten mümkün olacağına toplumun inanmasına bağlıdır…

Bu yüzden dünyanın farklı ülkelerindeki çözüm süreçlerinde sadece hukuki düzenlemeler yapılmadı. Eğitimden medyaya, sivil toplum çalışmalarından ortak kültürel projelere kadar çok sayıda araç devreye sokularak, farklı kesimlerin birbirini yeniden tanıyabileceği ve güven ilişkisi kurabileceği sosyal zeminler oluşturulmaya çalışıldı…

Türkiye açısından da asıl mesele burada düğümleniyor. Kalıcı normalleşme, toplumun farklı kesimlerinin birbirine duyduğu güven yeniden inşa edilebildiği ölçüde mümkün olacaktır…

Soner Yalçın

Odatv.com

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir