
İslam Mekke’de doğdu. Ancak 622’deki Hicret’le birlikte yeni dinin siyasal ağırlığı Medine’ye taşındı.
Sonraki yüzyıllarda İslam dünyasının güç merkezi sürekli yer değiştirdi:
Emeviler, Dımaşk/Şam…
Abbasiler, Bağdat….
Fatımiler Kahire’yi, Endülüs Emevileri Kurtuba’yı büyük İslam merkezi haline getirdi…
Büyük Selçuklular döneminde Rey ve özellikle İsfahan önemli siyasal merkezlere dönüştü…
Osmanlı döneminde ise İstanbul, yüzyıllar boyunca İslam dünyasının en önemli siyasi merkezlerinden biri, hatta geniş coğrafyanın gözünde “İslam’ın başkenti” oldu…
Bütün bu yüzyıllar boyunca İslam’ın değişmeyen tek merkezi vardı: Mekke…
Başkent değildi…
Orduların, sarayların, bürokrasinin yönetildiği şehir değildi…
Ama Kâbe, bütün siyasi merkezlerin üzerinde kutsal merkezin otoritesine sahip… O halde:
Bugünkü Mekke Anlaşması’na sadece güvenlik, ekonomi, diplomasi veya yeni ittifaklar açısından bakmak eksik okuma olur. Şu soru atlanmamalı:
İslam dünyasının siyasi merkezi yüzyıllar boyunca Şam’a, Bağdat’a, Kahire’ye ve İstanbul’a giderken kutsal merkez olarak kalan Mekke, bugün siyasi çekim merkezi haline mi getirilmek isteniyor?
Başka ifadeyle Mekke, 622’den sonra başka merkezlere bıraktığı siyasal merkezilik rolünü, on dört yüzyıl sonra farklı biçimde yeniden mi kazanıyor?
NİYE RİYAD DEĞİL
17 Eylül 2025…Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki önceki stratejik savunma anlaşması Riyad’daki Yemame Sarayı’nda imzalandı. Resmî açıklamada “İslami dayanışma bağları” vurgulandı.
7 Ağustos 2026… Türkiye’nin katılımıyla üçlü yapı kurulurken bu kez mekân Mekke oldu: “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”…
Bu değişikliği yalnızca protokol tercihi saymak mümkün mü?
Riyad, Suudi devletinin siyasi başkenti. Kraliyet sarayı, bakanlıklar, diplomasi ve güvenlik bürokrasisi orada. Devletlerarası bir savunma anlaşmasının doğal adresi de Riyad olmalıydı. Niye Mekke seçildi!
Çünkü Mekke’nin sahip olduğu anlam, Riyad’ın siyasi ağırlığından çok daha eski ve çok daha geniş…
Riyad devletin başkentidir; Mekke ise devlet sınırlarını aşan inanç merkezi. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın Müslümanın yöneldiği kıble orada, hac orada yapılıyor…
İslam’ın en güçlü sembolik mekânı…
Bu nedenle Mekke’de atılan imza, yalnızca üç ülke arasında yapılan savunma anlaşması olarak kalmaz. Mekân, anlaşmanın kendisine başka bir anlam yükler!
Aslında Suudilerin, Mekke’yi siyasete çağırması yeni değil. Örneğin: 2007’de Hamas ile El Fetih arasındaki uzlaşma yine Mekke’de sağlandı. Taraflar yalnızca Suudi devletinin hakemliği altında değil, ortak İslami sembolün gölgesinde buluşturmak istenmişti…
Keza: Mekke, farklı dönemlerde İslam İşbirliği Teşkilatı zirvelerine ve olağanüstü İslam zirvelerine de ev sahipliği yaptı…
Demek ki son dönemde süreklilik gösteren bir diplomatik yöntem var: Suudi Arabistan, siyasi girişimine yalnız devlet gücüyle değil, Mekke’nin sembolik ağırlığıyla meşruiyet kazandırmak istiyor. Bitmedi:
ERDOĞAN 2010 REFLEKSİNE Mİ DÖNÜYOR
Mekke’de barış ve uzlaşma aranıyordu…
Mekke’de İslam zirvelerinde Müslüman ülkelerin ortak meseleleri konuşuluyordu…
Bu kez ise Mekke’de savunma anlaşması imzalandı.
Üçü de Sünni ülke… Yine Sünni ülke Mısır, dörtlü görüşmelerin parçası olmasına rağmen neden imzacı olmadı? Neyse.
Üç ülkeyi aynı masada buluşturduğunuzda güçlü güvenlik ekseni ortaya çıkıyor. Fakat o masayı Riyad’dan Mekke’ye taşıdığınızda, siyasi görüntünün anlamı değişiyor. Ki bunu gören sadece ben değilim; başta Reuters olmak üzere bazı medya organları anlaşmayı duyururken üç ülkeyi daha ilk cümlede “Sünni Müslüman” güçler olarak niteledi…
Bu tür yazıların hepsinde kaçınılan diğer yön:
Mekke, salt Sünnilerin kutsal şehri değil. Şiiler için de Kâbe kıbledir, hac farzdır…
Öyleyse Şii İran niye Mekke’deki bu ittifakın dışında?
İster istemez şu soru gündeme geliyor:
-“Sünni ittifakı” adı kullanılmadan, Sünni dünyanın siyasi ve güvenlik ekseni mi kuruluyor?
Eğer öyleyse Mekke seçiminin anlamı daha çok tartışılır. İnancı siyasete araç etmeye ne gerek vardı?
Riyad’da imzalanan anlaşma, üç devlet arasındaki stratejik işbirliği olarak okunabilirdi. Mekke’de imzalandığında ise aynı metin, İslam dünyasına yönelik çok daha geniş siyasi sembole dönüşüyor…
Evet:
Burada kurulmak istenen sadece savunma anlaşması değil, yeni temsil düzeni…
Kimlerin masada olduğu kadar, kimin dışarıda kaldığı bu düzenin sınırlarını çiziyor!
Mekke, yaklaşık on dört asır sonra kutsal coğrafyanın ötesine taşınarak, İslam dünyasında Sünni merkez kurma iddiasının siyasal aracına dönüştürülmek isteniyor.
Erdoğan dış politikada esnek politikayı bırakıp -Mısır, Libya, Suriye gibi- 2010’ların başındaki sert refleksine mi dönüyor?
Soner Yalçın
Odatv.com





